Akciğer kanseri belirtileri, hastalığın evresine göre değişmekle birlikte genellikle uzun süren öksürük, kanlı balgam, göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile kendini gösterir. İleri evrelerde kilo kaybı, halsizlik ve ses kısıklığı gibi sistemik bulgular da tabloya eklenebilir.
Akciğer kanseri neden olur sorusu, risk faktörlerinin belirlenmesinde önemlidir. En yaygın neden tütün ve tütün ürünleri kullanımıdır. Ayrıca asbest, radon gazı, çevresel kirlilik ve genetik yatkınlık gibi etkenler de hastalığın oluşumunda rol oynar.
Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir sorusu, erken müdahale için kritik bir adımdır. Düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT), biyopsi ve PET taramalarıyla tanı konur. Patolojik incelemeler ile kanserin türü belirlenerek uygun tedavi planı oluşturulur.
Akciğer kanseri nasıl tedavi edilir sorusu, hastalığın evresi ve tümörün tipine göre yanıt bulur. Erken evrelerde cerrahi ve radyoterapi tercih edilirken, ileri evrelerde kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler uygulanır. Kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları prognozu belirler.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Akciğer kanseri, akciğer dokusunda kontrolsüz hücre çoğalması sonucu oluşan ve erken dönemde genellikle belirti vermeyen malign bir hastalıktır. Küçük hücreli (SCLC) ve küçük hücre dışı (NSCLC) olmak üzere iki ana gruba ayrılır. |
| Ana Türleri | – Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (SCLC): Hızla yayılır, genellikle ileri evrede tanı alır- Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanseri (NSCLC): En sık görülen tiptir (yaklaşık %85), daha yavaş seyreder |
| En Sık Belirtiler | – Kronik öksürük (yeni başlayan veya değişen karakterde)- Kanlı balgam (hemoptizi)- Nefes darlığı- Göğüs ağrısı- Ses kısıklığı- Kilo kaybı- İştahsızlık- Halsizlik |
| Diğer Belirtiler | – Tekrarlayan bronşit veya zatürre- Parmaklarda çomaklaşma- Boyun veya yüzde şişlik- Kemik ağrıları (metastaz varsa)- Nörolojik bulgular (beyin metastazında) |
| Nedenleri | – Sigara kullanımı (vakaların %85’ine yakını)- Pasif sigara dumanına maruz kalma- Asbest, radon, arsenik gibi kimyasallar- Hava kirliliği- Genetik yatkınlık- Akciğerde skar oluşumu (eski tüberküloz vb.) |
| Tanı Yöntemleri | – Akciğer grafisi- Toraks BT- PET-CT (evreleme için)- Bronkoskopi- Transtorasik iğne biyopsisi- Sputum sitolojisi (erken evrede sınırlı duyarlılıkta) |
| Evreleme Sistemi | – NSCLC: TNM sistemine göre evre I–IV- SCLC: Sınırlı evre ve yaygın evre olarak ikiye ayrılır |
| Tedavi – Cerrahi | – NSCLC’de erken evrelerde tercih edilir (lobektomi, pnömonektomi)- SCLC’de genellikle cerrahi uygulanmaz |
| Tedavi – Kemoterapi | – Hem NSCLC hem SCLC’de yaygın olarak kullanılır- SCLC’de temel tedavi yöntemidir (örn. cisplatin + etoposid) |
| Tedavi – Radyoterapi | – Cerrahiye uygun olmayan hastalarda- Beyin, kemik, akciğer içi lokal kontrol için- SCLC’de profilaktik kranial radyoterapi (beyin metastazını önlemek için) |
| Tedavi – Hedefe Yönelik Tedavi | – EGFR, ALK, ROS1 mutasyonlarına yönelik- Tirozin kinaz inhibitörleri (örn. erlotinib, osimertinib) |
| Tedavi – İmmünoterapi | – PD-1/PD-L1 inhibitörleri (örn. pembrolizumab, nivolumab)- Özellikle ileri evre NSCLC ve bazı SCLC olgularında kullanılır |
| Prognoz | – Evreye, tümör tipine ve hastanın genel durumuna bağlıdır- Erken tanıda sağkalım belirgin şekilde artar- SCLC genellikle kötü prognozludur |
| Korunma Yöntemleri | – Sigaranın bırakılması- Asbest ve toksik maddelerden korunma- Erken tarama (yüksek riskli gruplarda düşük doz BT ile) |
Alper Fındıkçıoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. İlkokulu Erzincan İnönü İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Erzurum Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1992–1998 yılları arasında tamamladım. Ardından İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde 1998–2003 yılları arasında ihtisas yaptım. Aynı hastanede 1 yıl uzman olarak çalıştım.
2004–2005 yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vatani görevimi yerine getirdim. 2005 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2014’te doçent, 2022’de profesör oldum.
2024 yılında Acıbadem Hastanesi’nde çalışmaya başladım.
Hakkımda WhatsAppAkciğer Kanserinin Nedenleri Nelerdir?
Bir hastalığı yenmenin ilk kuralı, onu neyin tetiklediğini bilmektir. Akciğer kanseri söz konusu olduğunda, suçlu listesi aslında oldukça kabarıktır ancak bazı faktörler diğerlerinden çok daha baskın bir rol oynar. Hastalığın oluşum nedenlerini derinlemesine anlamak, kimlerin daha yüksek risk altında olduğunu belirlememize ve dolayısıyla erken teşhis için kimleri daha yakından takip etmemiz gerektiğini anlamamıza yardımcı olur.
Öncelikle yaş faktöründen bahsetmek gerekir. Vücudumuzdaki hücrelerin yenilenme ve kendini onarma kapasitesi yaş aldıkça doğal olarak azalır. Bu nedenle yaşlılık, genel anlamda kanser gelişimi için bir risk faktörüdür. Ancak sadece “yaşlandım” diyerek bu riski kabullenmek doğru değildir, çünkü kontrol edebileceğimiz çok daha önemli etkenler var.
Tütün kullanımı, bu hastalığın başrol oyuncusudur. Poliklinik kapısından giren hastalarımın öykülerini dinlediğimde, erkek hastaların yaklaşık yüzde doksanında, kadın hastaların ise yüzde sekseninde sigara içme geçmişi olduğunu görüyorum. Bu oranlar tesadüf olamayacak kadar yüksektir. Sigara, puro, pipo veya son yıllarda popülerleşen nargile kullanımı, akciğer dokusunu doğrudan zehirleyen bir süreç başlatır. Risk, içtiğiniz sigara sayısı ve içtiğiniz yıl miktarı ile doğru orantılı olarak artar.
Toplumda çok yaygın olan bir yanılgıyı da düzeltmek isterim: “Düşük katranlı” veya “hafif” olarak pazarlanan sigaralar daha az zararlı değildir. Yapılan bilimsel çalışmalar bu tür ürünleri kullananlarda riskin azalmadığını net bir şekilde göstermiştir. Ayrıca tütün dumanına sadece sizin içmenizle değil çevrenizdekilerin içmesiyle maruz kalmanız da ciddi bir risktir. Pasif içicilik, kansere neden olan maddelere daha düşük yoğunlukta maruz kalsanız bile sizi risk grubuna sokar. Akciğer kanserinin bu kadar büyük bir oranda tütünle ilişkili olması, aslında bize korunmanın yolunu da gösteriyor.
Sadece tütün değil çalışma ortamınız ve çevresel koşullarınız da akciğer sağlığınızı tehdit edebilir. Özellikle bazı meslek gruplarında kullanılan kimyasallar, solunum yoluyla akciğerlere yerleşerek yıllar içinde kanserleşmeye yol açabilir. Bu maddelere maruz kalma süresi uzadıkça ve yoğunluğu arttıkça tehlike büyür.
Mesleki ve çevresel risk yaratan maddeler şunlardır:
- Asbest
- Arsenik
- Krom
- Berilyum
- Nikel
- Kurum
- Kadmiyum
- Katran
- Radon gazı
- Hava kirliliği
Genetik faktörler de elbette göz ardı edilemez. Ailesinde akciğer kanseri öyküsü olan bireylerde, olmayanlara göre riskin iki kat arttığını biliyoruz. Ancak burada ince bir çizgi var; bu risk artışı gerçekten genetik bir mirastan mı kaynaklanıyor, yoksa aile bireylerinin aynı evde sigara dumanına maruz kalması gibi ortak çevresel faktörlerden mi kaynaklanıyor, bunu ayırt etmek bazen zor olabiliyor. Ayrıca bağışıklık sistemini etkileyen HIV gibi virüslerin varlığı da riski artırabilir.
Akciğer Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Akciğer kanserinin sinsi bir hastalık olduğunu söylemiştim, ancak bu hiç belirti vermediği anlamına gelmez. Vücudumuz aslında bize bazı sinyaller gönderir. Önemli olan bu sinyalleri “üşüttüm herhalde” veya “sigaradan oluyordur” diyerek geçiştirmemektir. Belirtiler tümörün akciğerin neresinde olduğuna, ne kadar büyüdüğüne ve yayılıp yayılmadığına göre değişir.
Hastalığın en sık görülen belirtileri, tümörün bulunduğu bölgeden kaynaklanan şikayetlerdir. Özellikle uzun süredir sigara içen kişilerde öksürük kanıksanmış bir durum olabilir. Ancak öksürüğün karakter değiştirmesi, şiddetlenmesi veya inatçı bir hal alması en temel uyarı işaretidir. Bunun yanında nefes yollarındaki darlık veya tıkanıklıklar, hastanın yaşam kalitesini düşüren solunum sıkıntılarına yol açar.
Tümörün akciğer içinde veya göğüs boşluğunda yarattığı baskıya bağlı gelişen belirtiler şunlardır:
- Geçmeyen inatçı öksürük
- Kanlı balgam
- Göğüs ağrısı
- Omuz ağrısı
- Sırt ağrısı
- Nefes darlığı
- Ses kısıklığı
- Yutma güçlüğü
- Hırıltılı solunum
- Tekrarlayan bronşit atakları
- Tekrarlayan zatürre
- Boyunda şişlik
- Yüzde şişlik
- Göz kapağında düşüklük
Özellikle kanlı balgam veya kan tükürme durumu hastalığın erken evresinde bile görülebilen çok ciddi bir bulgudur. Bu listedeki şikayetlerden birkaçı sizde varsa, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız, erken teşhis için bize büyük bir fırsat penceresi sunar.
Eğer hastalık göğüs kafesinin dışına çıkmış ve başka organlara yayılmışsa, yani metastaz yapmışsa, tabloya sistemik belirtiler de eklenir. Kanser hücreleri beyin, kemikler, karaciğer veya böbrek üstü bezlerine ulaştığında vücudun genel işleyişi bozulur. Bu aşamada hasta genellikle halsizlik ve açıklanamayan kilo kaybı ile bize başvurur.
Hastalığın uzak organlara yayılması durumunda görülen belirtiler şunlardır:
- Şiddetli baş ağrısı
- Bulantı
- Kusma
- Denge bozukluğu
- Baygınlık hissi
- Hafıza kaybı
- İştah kaybı
- Aşırı kilo kaybı
- Kas erimesi
- Genel yorgunluk
- Kemik ağrısı
- Eklem ağrısı
- Kemik kırıkları
- Cilt altı şişlikler
Bu belirtilerin varlığı genellikle hastalığın daha ileri bir evrede olduğunu düşündürür. Ancak modern tıpta her evre için yapabileceğimiz müdahaleler olduğunu unutmamak gerekir.
Akciğer Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?
Akciğer kanserinde doğru tedaviye giden yol, kusursuz bir tanı ve evreleme sürecinden geçer. Bir hastaya kanser tanısı koyduğumuzda, hemen ameliyat kararı vermeyiz. Öncesinde çok detaylı bir inceleme süreci başlar. Çünkü tedavinin başarısı, hastalığın nerede olduğunu ve ne kadar yayıldığını bilmemize bağlıdır.
Bu süreçte tek bir doktorun kararı yeterli değildir. Hastalarımızın durumu “Multidisipliner Tümör Konseyi” dediğimiz bir kurulda değerlendirilir. Bu konseyde göğüs cerrahı olarak bizlerin yanı sıra medikal onkologlar, radyasyon onkologları, radyologlar ve patologlar bulunur. Hepimiz hastanın filmlerini, tahlillerini ve genel durumunu masaya yatırır, ortak bir akılla en doğru tedavi planını oluştururuz. Bu yaklaşım hatayı en aza indirir ve hastaya en güncel bilimsel tedaviyi sunmamızı sağlar.
Tanı sürecinde en kritik aşamalardan biri, göğüs kafesi içindeki lenf bezlerinin durumunu netleştirmektir. Özellikle Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde, hastalığın lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığını bilmek, ameliyat kararını doğrudan etkiler. Sadece tomografi veya PET filmlerine bakarak “burada kanser var” demek her zaman doğru değildir. Özellikle ülkemiz gibi tüberkülozun (verem) geçmişte yaygın olduğu veya tozlu işlerde çalışmanın sık görüldüğü yerlerde, lenf bezleri enfeksiyon veya toz nedeniyle de büyüyebilir. Bu büyümeler filmde kanser gibi görünebilir ama aslında iyi huylu olabilir.
Bu ayrımı yapmak için “invaziv evreleme” dediğimiz yöntemleri kullanırız. Bunlar ameliyatsız veya çok küçük kesilerle yapılan işlemlerdir.
Tanı ve evreleme için kullandığımız yöntemler şunlardır:
- Endobronşiyal Ultrasonografi
- Video Mediastinoskopi
- Bronkoskopi
- İğne biyopsisi
Endobronşiyal Ultrasonografi (EBUS) dediğimiz yöntem aslında ucunda ultrason olan bir kamerayla nefes borusuna girmemizi sağlar. Bu sayede göğsü açmadan, nefes borusunun arkasındaki lenf bezlerini görür ve oradan iğneyle örnek alırız. Mediastinoskopi ise boyundan yapılan çok küçük bir kesi ile göğüs boşluğunun ortasına kamerayla bakmamızı sağlar. Bu işlemler Türkiye şartlarında çok önemlidir; çünkü gereksiz yere ameliyat yapmamızı veya hastayı yanlış tedavi etmemizi engeller. Şüpheli gördüğümüz her lenf bezinden parça alıp patolojide kanıtlamak zorundayız.
Ameliyat kararı vermeden önce yaptığımız bir diğer önemli değerlendirme de hastanın “fizyolojik kapasitesini” ölçmektir. Yani “Hastamızın kalbi ve ciğerleri bu ameliyatı kaldırabilir mi?” sorusuna yanıt ararız. Akciğerin bir kısmını aldığımızda, hastanın solunum kapasitesi doğal olarak bir miktar azalacaktır. Bu nedenle ameliyat öncesinde çok detaylı solunum fonksiyon testleri yaparız. Eğer hastanın sınırda bir nefes darlığı varsa veya kalp rahatsızlığı şüphesi taşıyorsak, efor testleri ve kalp incelemeleri ile risk analizi yaparız. Amacımız sadece tümörü çıkarmak değil hastanın ameliyattan sonra rahat ve kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamaktır.
Akciğer Kanseri Tedavisi ve Cerrahi Yöntemler Nelerdir?
Erken evrede yakalanan Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde en etkili tedavi yöntemi, cerrahidir. Eğer hastalık başka organlara yayılmamışsa ve tümör temiz bir şekilde çıkarılabilecek durumdaysa, hastamız “cerrahi aday” olarak kabul edilir. Bu evrede yapılan başarılı bir ameliyat, hastanın kanserden tamamen kurtulma ve normal ömrünü sürdürme şansını en üst seviyeye çıkarır.
Cerrahi tedavide temel prensibimiz, tümörlü dokuyu, etrafındaki bir miktar sağlam dokuyla birlikte vücuttan uzaklaştırmaktır. Yapılacak ameliyatın genişliği, tümörün yerine ve büyüklüğüne göre değişir.
Uyguladığımız cerrahi rezeksiyon yöntemleri şunlardır:
- Lobektomi
- Segmentektomi
- Pnömonektomi
Lobektomi, akciğerin hastalıklı lobunun tamamen çıkarılması işlemidir ve standart olarak en sık uyguladığımız yöntemdir. Segmentektomi, daha küçük bir parçanın çıkarılmasıdır. Pnömonektomi ise tümörün konumu gereği bir taraf akciğerin tamamının alınması işlemidir.
Ancak tedavi sadece neşterden ibaret değildir. Cerrahi, genellikle kemoterapi ve radyoterapi ile kombine edilen bir “multimodal” tedavinin parçasıdır. Bazen ameliyattan önce, tümörü küçültmek ve daha garantili bir temizlik yapmak için “neoadjuvan” dediğimiz ilaç veya ışın tedavilerini uygularız. Bazen de ameliyattan sonra, içeride mikroskobik düzeyde kalmış olabilecek hücreleri temizlemek ve hastalığın tekrar etmesini önlemek için “adjuvan” tedaviler devreye girer.
Burada zamanlama çok önemlidir. Tanı aşamasında aldığımız biyopsilerde genetik incelemeler yaparız. Eğer tümörde akıllı ilaçlara duyarlı bir mutasyon saptanırsa, onkoloji ekibimiz ameliyat öncesinde bu ilaçların kullanılmasını önerebilir. Biz cerrahlar, bu tedavi zincirinin tam ortasında yer alır ve ameliyat zamanlamasını diğer tedavilerin bitişine göre ayarlarız.
Ameliyat Sonrası Süreç ve Riskler Nelerdir?
Akciğer ameliyatları, vücudun en hayati organlarından birine yapılan büyük müdahalelerdir. Dolayısıyla ameliyat sonrası dönemde hastalarımızı çok yakından takip ederiz. Başarılı bir cerrahi, sadece tümörün çıkarılmasıyla bitmez; ameliyat sonrası bakım ve olası komplikasyonların yönetimi de en az ameliyatın kendisi kadar önemlidir.
Hastanede yatış sürecinde ve sonrasında karşılaşılabilecek bazı istenmeyen durumlar olabilir. Bunların başında kalp ve solunum sistemiyle ilgili sorunlar gelir. Özellikle akciğerin tamamının alındığı (pnömonektomi) ameliyatlar, diğerlerine göre daha risklidir ve vücudun yeni duruma alışması zaman alabilir.
Erken dönemde karşılaşabileceğimiz cerrahi komplikasyonlar şunlardır:
- Uzamış hava kaçağı
- Kalp ritim bozuklukları
- Solunum yetmezliği
- Enfeksiyon
- Kanama
Bunlar arasında “uzamış hava kaçağı” sıkça gördüğümüz bir durumdur. Akciğerin bir kısmı alındığında, geride kalan akciğer dokusunun yüzeyinden göğüs boşluğuna hava sızıntısı olabilir. Bu sızıntı genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden durur. Ancak yedi günden uzun sürerse buna “uzamış hava kaçağı” deriz ve hastanede kalış süresini uzatabilir. Bu gibi durumları yönetmek, deneyimli bir göğüs cerrahisi kliniğinin rutin işidir.
Taburcu olduktan sonra da ilişkimiz kesilmez. Akciğer kanseri tedavisi gören hastaların, sonraki 5 yıl boyunca çok sıkı bir takip protokolüne uyması gerekir. İlk iki yıl daha sık olmak üzere, genellikle her 6 ayda bir kontrol filmleri ve muayeneler yapılır. Amacımız, hastalığın nüks etme yani tekrarlama riskini izlemektir. Ayrıca geç dönemde ortaya çıkabilecek nefes darlığı veya diğer medikal sorunları erken tespit edip çözmek, hastanın yaşam kalitesini korumak için şarttır. Cerrahi başarı, ameliyat masasından kalkmakla değil bu 5 yıllık süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamakla ölçülür.
Cerrahi Dışı Tedavi Seçenekleri Nelerdir?
Peki, hastalık ileri evredeyse veya hastamızın genel sağlık durumu büyük bir ameliyatı kaldıramayacak düzeydeyse ne yapıyoruz? Bu durumda cerrahi bir seçenek olmaktan çıkar, ancak bu “yapılacak bir şey yok” demek değildir. Aksine, onkoloji dünyasındaki gelişmeler sayesinde artık elimizde çok güçlü silahlar var.
Multidisipliner konseyde cerrahiye uygun görülmeyen hastalar için diğer tedavi modaliteleri devreye girer. Özellikle hastalığın göğüs kafesi içinde sınırlı ama büyük olduğu durumlarda, kemoterapi ve radyoterapi birlikte uygulanarak hastalık kontrol altına alınmaya çalışılır. Bu birçok hastada yaşam süresini uzatan ve şikayetleri azaltan etkili bir yaklaşımdır.
Cerrahi dışı uygulanan tedavi seçenekleri şunlardır:
- Kemoterapi
- Radyoterapi
- İmmünoterapi
- Akıllı ilaç tedavileri
- Palyatif bakımlar
- Endoskopik hava yolu açma işlemleri
Son yılların en büyük devrimi ise hiç şüphesiz hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapidir. Tanı koyarken yaptığımız biyopsilerde tümörün genetik haritasını çıkarıyoruz demiştim. İşte o haritada EGFR, ALK, k-RAS gibi belirli genetik değişiklikler saptanırsa, doğrudan bu hedeflere saldıran ilaçlar kullanılabiliyor. Bu ilaçlar, kemoterapiden farklı olarak daha spesifik çalışıyor.
Ayrıca tümör nefes borusunu tıkayıp hastanın nefes almasını zorlaştırıyorsa, biz göğüs cerrahları yine devreye gireriz. Endoskopik yöntemlerle, yani kapalı aletlerle nefes borusuna girip oradaki tıkanıklığı açar, hastanın rahat nefes almasını sağlarız. Bu hastalığı tamamen yok etmese de hastanın konforunu artırmak için çok kıymetli bir dokunuştur.
Sıkça Sorulan Sorular
İnatçı öksürük, balgamda kan, ses kısıklığı ve nefes darlığı akciğer kanserinin erken belirtileri arasında yer alır. Bu semptomlar sinsi seyredebilir ve uzun süre fark edilmeyebilir.
Sigara içmeyenlerde akciğer kanseri; pasif içicilik, genetik yatkınlık, hava kirliliği ve radon gazı gibi çevresel faktörler sonucu gelişebilir. Bu grupta adenokarsinom tipi daha sık görülür.
Evet. İleri evrede tümör kemik, beyin veya karaciğere yayılırsa kemik ağrısı, baş ağrısı, kilo kaybı ve yoğun yorgunluk gibi uzak organ belirtileri ortaya çıkabilir.
En önemli neden sigaradır. Bunun yanı sıra asbest maruziyeti, radon gazı, hava kirliliği, genetik faktörler ve kronik akciğer hastalıkları da risk faktörleri arasındadır.
Tümörün boyutu, lenf nodu tutulumu ve uzak organ yayılımı değerlendirilerek evre belirlenir. Bu evreleme doğru tedavi planını oluşturmada ve hastanın prognozunu öngörmede büyük önem taşır.
Erken evrede cerrahi tedavi ilk seçenektir. Gerektiğinde kemoterapi veya radyoterapi eklenerek nüks riski azaltılır ve tedavi başarısı artırılır.
İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve yok etmesini güçlendirir. Özellikle ileri evre küçük hücre dışı akciğer kanserinde yaşam süresini uzatmada etkili olabilir.
Sigara kesintisiz olarak bırakılmalıdır. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve enfeksiyonlardan korunmak için aşılar yaşam kalitesini artırır ve tedavi sürecini destekler.
Tedaviden sonraki ilk 2 yılda sık aralıklarla BT taramaları yapılır. Bu takipler, hastalığın tekrarlamasının erken dönemde tespit edilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Tanı ve tedavi süreci yoğun stres ve kaygıya neden olabilir. Psikolojik destek, hastanın tedaviye uyumunu güçlendirir ve yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır.

