Trakeoözofageal fistüller (TÖF), yemek borusu ile soluk borusu arasında anormal bir bağlantı oluşması durumudur. Genellikle doğumsal olarak görülür ve yenidoğan döneminde ciddi solunum ve beslenme sorunlarına yol açar. Erken tanı ve cerrahi müdahale hayati önemdedir.
Trakeoözofageal fistül nasıl anlaşılır sorusu, tanıda belirleyici olur. Yenidoğanlarda beslenme sırasında öksürük, morarma, salya artışı ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları tipiktir. Ağızdan verilen kontrast maddeyle yapılan radyolojik inceleme tanıyı doğrular.
TÖF neden olur sorusu, embriyolojik gelişim bozuklukları ile ilişkilidir. Özofagus ve trakeanın ayrışamaması sonucu bu anormal bağlantı oluşur. Sıklıkla özofagus atrezisi ile birlikte görülür ve bazı genetik sendromlarla birlikte bulunabilir.
Trakeoözofageal fistül tedavisi nasıl yapılır sorusu, cerrahi yaklaşımı gündeme getirir. Doğumdan kısa süre sonra yapılan cerrahiyle fistül kapatılır ve özofagus devamlılığı sağlanır. Ameliyat sonrası dönemde beslenme desteği, enfeksiyon kontrolü ve uzun dönem takip gereklidir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Trakeoözofageal fistül (TÖF), trakea (nefes borusu) ile özofagus (yemek borusu) arasında anormal bir bağlantı oluşması durumudur. Doğumsal ya da edinsel olabilir. En sık doğumsal formu yenidoğanlarda görülür ve sıklıkla özofagus atrezisi ile birliktedir. |
| Sınıflandırma | – Doğumsal (Konjenital): En sık tip C (proksimal özofagus atrezisi + distal trakeoözofageal fistül)- Edinsel: Travma, cerrahi komplikasyon, malignite, uzun süreli entübasyon, enfeksiyonlar sonucu gelişebilir |
| Görülme Sıklığı | Doğumsal TÖF yaklaşık 3.000–4.000 canlı doğumda 1 görülür. Edinsel formlar nadirdir ve genellikle erişkinlerde ortaya çıkar. |
| Doğumsal TÖF Belirtileri | – Doğumdan kısa süre sonra beslenme güçlüğü- Ağızdan köpüklü salya gelmesi- Öksürük, morarma (siyanoz)- Beslenme sırasında aspirasyon- Karında aşırı gaz (distal fistül varsa) |
| Edinsel TÖF Belirtileri | – Sürekli öksürük- Yutma sırasında öksürük (Ono semptomu)- Tekrarlayan pnömoni ve akciğer enfeksiyonları- Ağızdan balgamla birlikte besin gelmesi |
| Tanı – Yenidoğanda | – Beslenme sondasının mideye ilerletilememesi- Direkt grafide sonda özofagusta kıvrılır, mide gazı durumuna göre tip belirlenir- Kontrastlı özofagografi gerekebilir |
| Tanı – Erişkinde | – Toraks BT- Özofagoskopi ve bronkoskopi (fistülün yeri ve genişliği belirlenir)- Yutma testi sırasında trakeaya kaçak izlenmesi |
| Eşlik Eden Anomaliler | VACTERL sendromu kapsamında olabilir:- Vertebral- Anal- Kardiyak- Trakeoözofageal- Renal- Ekstremite anomalileri |
| Tedavi – Doğumsal TÖF | – Acil cerrahi düzeltme: Özofagusun uç uca anastomozu ve fistülün kapatılması- Ameliyat öncesi aspirasyon riskine karşı beslenme durdurulur ve sürekli aspirasyon uygulanabilir |
| Tedavi – Edinsel TÖF | – Cerrahi onarım: Uygun hastalarda tercih edilir- Stent uygulaması: Malignite kaynaklı fistüllerde paliyatif amaçla- Beslenme desteği: Nazogastrik veya gastrostomi yolu ile- Enfeksiyon tedavisi (pnömoni riski yüksek olduğu için antibiyotik) |
| Komplikasyonlar | – Aspirasyon pnömonisi- Solunum sıkıntısı- Anastomoz kaçağı (cerrahi sonrası)- Özofagus darlığı- Gastroözofageal reflü |
| Prognoz | – Doğumsal TÖF’lerde cerrahi sonrası sağkalım yüksektir- Erişkin TÖF’lerde prognoz altta yatan nedene bağlıdır- Maligniteye bağlı fistüllerde prognoz genellikle kötüdür |
| İzlem ve Takip | – Cerrahi sonrası özofagus darlığı için düzenli kontrol- Gelişimsel ve beslenme durumu takibi- Solunum yolu komplikasyonlarının izlenmesi |
Alper Fındıkçıoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. İlkokulu Erzincan İnönü İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Erzurum Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1992–1998 yılları arasında tamamladım. Ardından İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde 1998–2003 yılları arasında ihtisas yaptım. Aynı hastanede 1 yıl uzman olarak çalıştım.
2004–2005 yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vatani görevimi yerine getirdim. 2005 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2014’te doçent, 2022’de profesör oldum.
2024 yılında Acıbadem Hastanesi’nde çalışmaya başladım.
Hakkımda WhatsAppTrakeoözofageal Fistül Nedir ve Nasıl Oluşur?
Trakeoözofageal fistül, en basit tabiriyle soluk borusu ve yemek borusu arasında normalde olmaması gereken patolojik bir kanalın oluşmasıdır. Bu kanal bir kez açıldığında, vücudun doğal koruma mekanizmaları devre dışı kalır. Normalde yutkunma sırasında soluk borusu kapağı kapanarak gıdaların hava yoluna girmesini engeller. Ancak fistül varlığında, gıda yemek borusuna girdikten sonra bu kaçak tüneli vasıtasıyla doğrudan hava yoluna geçer. Akciğerler, hava dışında hiçbir maddeye tahammülü olmayan organlardır. Mide asidi, tükürük veya gıda artıkları akciğer dokusuna ulaştığında kimyasal yanıklar ve ağır zatürre tabloları ortaya çıkar.
Bu fistüllerin oluşum nedenlerini anlamak, tedavi stratejisini belirlemenin ilk adımıdır. Doğuştan gelen (konjenital) formlar genellikle bebeklerde görülür ve doğumdan hemen sonra müdahale edilir. Ancak erişkinlerde gördüğümüz tablo genellikle “edinsel” dediğimiz sonradan kazanılan durumlardır. Erişkinlerdeki en sık nedenler şunlardır:
- Uzun süreli yoğun bakım yatışları
- Trakeostomi kanülünün yaptığı bası
- Yemek borusu kanserleri
- Akciğer kanserleri
- Künt göğüs travmaları
- Delici kesici alet yaralanmaları
- Yabancı cisim yutulması
Özellikle yoğun bakımda uzun süre solunum cihazına bağlı kalan hastalarda, soluk borusundaki tüpün balon kısmı (kaf), trakea duvarına sürekli bir basınç uygular. Bu basınç, o bölgedeki kan dolaşımını bozarak dokunun beslenmesini engeller. Zamanla beslenemeyen doku ölür (nekroz) ve eriyerek hemen arkasındaki yemek borusu ile birleşir. Bu mekanizma, günümüzde karşılaştığımız iyi huylu fistüllerin en yaygın sebebidir.
Hastalarda Hangi Belirtiler Trakeoözofageal Fistül Şüphesi Yaratır?
Bir hastada fistül geliştiğini anlamak için çok dikkatli bir gözlem gerekir. Özellikle yoğun bakım geçmişi olan veya kanser tedavisi gören hastalarda ortaya çıkan bazı ani değişiklikler, bizim için uyarıcı niteliktedir. En tipik belirti, sıvı gıdalar alındığında ortaya çıkan boğulma hissidir. Katı gıdalar bazen sorunsuzca geçebilirken, sıvılar bu ince kanaldan çok daha kolay sızarak akciğerlere kaçar ve şiddetli öksürük nöbetlerini tetikler.
Klinik pratikte sıkça karşılaşılan belirtiler şöyledir:
- Yutkunma sırasında öksürük krizi
- Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları
- İnatçı ateş
- Balgam miktarında artış
- Nefes darlığı
- Kilo kaybı
- Beslenme güçlüğü
- Göğüs ağrısı
Eğer hastanın boğazında bir delik (trakeostomi) varsa ve solunum cihazına bağlıysa, çok daha spesifik bir bulgu ile karşılaşılabilir. Midedeki gazın yemek borusundan soluk borusuna geçmesi sonucu, hastanın karnında şişkinlik oluşabilir veya tam tersi, solunum cihazının bastığı hava mideye dolarak ciddi gaz problemlerine yol açabilir. Bu durum sadece konforu bozmakla kalmaz, aynı zamanda solunum yetmezliğini de derinleştirir.
Tanı Sürecinde Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Şüphe duyulan her hastada zaman kaybetmeden tanısal işlemler başlatılmalıdır. Çünkü tanı geciktikçe akciğerlerdeki hasar geri dönülemez boyutlara ulaşabilir. Tanı sürecinde radyolojik görüntüleme ve endoskopik inceleme birbirini tamamlayan iki ana unsurdur.
İlk aşamada genellikle kontrastlı yemek borusu filmi (özofagografi) tercih edilir. Hastaya röntgende görülebilen özel bir sıvı içirilir ve bu sıvının yemek borusundan aşağı inişi anlık olarak izlenir. Eğer bir fistül varsa, bu sıvının soluk borusuna kaçışı net bir şekilde görüntülenir. Bu yöntem fistülün yerini ve büyüklüğünü haritalandırmak için oldukça hızlı ve etkilidir.
Bilgisayarlı Tomografi (BT) ise bize daha detaylı bir anatomik harita sunar. Fistülün çevre damarlarla ilişkisi, akciğerlerdeki enfeksiyonun yaygınlığı ve eğer varsa tümörün boyutları tomografi ile değerlendirilir. Bu cerrahi planlama açısından hayati bir veridir.
Ancak kesin tanı ve tedavi planı için en kritik aşama endoskopik değerlendirmedir. Bronkoskopi (soluk borusu kamerası) ve özofagoskopi (yemek borusu kamerası) ile fistül hattı doğrudan görülür. Bronkoskopi sırasında, mevcut entübasyon tüpü veya trakeostomi kanülü dikkatlice hareket ettirilerek fistül ağzı aranır. Özofagoskopi ise sadece deliği görmekle kalmaz, aynı zamanda yemek borusunun genel sağlığını, doku kalitesini ve esnekliğini değerlendirmemizi sağlar. Bu bilgiler hangi cerrahi tekniğin uygulanacağına karar verirken cerraha yol gösterir.
Ameliyat Öncesi Hazırlık Süreci Neden Bu Kadar Kritiktir?
Fistül tanısı konulan bir hastayı hemen ameliyata almak genellikle büyük bir hata olur. Çünkü bu hastalar genellikle uzun süredir beslenememiş, bağışıklık sistemi zayıflamış ve akciğerleri ciddi bir enfeksiyon altındadır. Böyle bir tabloda yapılan cerrahinin başarı şansı düşer ve komplikasyon riski artar. Bu nedenle ameliyat öncesi dönemde sabırlı ve titiz bir “stabilizasyon” süreci uygulanmalıdır.
Bu sürecin temel hedefleri şunlardır:
- Akciğer enfeksiyonunun kontrolü
- Beslenmenin sağlanması
- Aspirasyonun önlenmesi
- Solunum desteği
- Genel durumun düzeltilmesi
Enfeksiyon kontrolü için kültür sonuçlarına göre güçlü antibiyotikler başlanır. Ancak daha da önemlisi, akciğerlere sürekli olan kaçışı durdurmaktır. Bu nedenle hastanın ağızdan beslenmesi tamamen kesilir. Beslenmeyi sağlamak için mideye (gastrostomi) veya ince bağırsağa (jejunostomi) doğrudan bir tüp yerleştirilir. Bu sayede hasta ameliyata kadar geçen sürede güçlenir ve vücut direnci artar. Ayrıca burundan mideye uzanan nazogastrik sondanın çekilmesi de iyileşme açısından önemlidir. Çünkü bu sonda, fistül bölgesinde tahriş yaratarak deliğin büyümesine neden olabilir. Sondanın çekilmesi ve mide asidinin baskılanması, dokuların cerrahiye hazır hale gelmesi için kritik öneme sahiptir.
Kanser Kaynaklı Fistüllerde Tedavi Yaklaşımı Nasıldır?
Eğer fistülün altında yatan neden yemek borusu veya akciğer kanseri ise, tedavi stratejisi tamamen değişir. Bu hastalarda genellikle kanser ileri evrededir ve doku kalitesi cerrahi dikişleri tutmayacak kadar bozulmuştur. Bu nedenle kanser kaynaklı fistüllerde amaç “küratif” (tamamen iyileştirici) olmaktan ziyade “palyatif” (şikayetleri giderici) yaklaşımlardır.
Hedef, hastanın kalan ömrünü konforlu geçirmesini sağlamak, boğulma hissini yok etmek ve ağızdan beslenebilmesini mümkün kılmaktır. Bu amaçla en sık kullanılan yöntem stent uygulamalarıdır. Yemek borusuna veya soluk borusuna yerleştirilen kendinden genişleyen metal stentler, fistül ağzını içeriden kapatarak bir yama görevi görür.
Stent uygulamasının avantajları şöyledir:
- Hızlı uygulanabilirlik
- Anında semptom kontrolü
- Cerrahi riski olmaması
- Hastanede kalış süresinin kısalığı
Stent yerleştirildikten sonra hastalar genellikle sıvı ve yumuşak gıdaları rahatlıkla tüketebilir hale gelirler. Ancak stentlerin de zamanla yer değiştirmesi veya tümör büyümesi nedeniyle tıkanması gibi riskleri vardır. Bu nedenle bu hastaların takibi düzenli olarak yapılmalıdır. Kanser hastalarında büyük cerrahi girişimlerden kaçınmak, hastanın yaşam kalitesini korumak adına en doğru yaklaşımdır.
İyi Huylu Fistüllerde Cerrahi Tedavi Nasıl Yapılır?
Yoğun bakım sonrası, travma veya diğer iyi huylu nedenlerle gelişen fistüllerde hedefimiz kesin ve kalıcı tedavidir. Bu hastalarda cerrahi onarım “altın standart” olarak kabul edilir. Ameliyatın amacı sadece deliği kapatmak değil soluk borusu ve yemek borusunu birbirinden tamamen ayırarak normal anatomiyi yeniden tesis etmektir.
Cerrahi teknik, göğüs cerrahisinin en ince işçilik gerektiren prosedürlerinden biridir. Boyun bölgesinden yapılan bir kesi ile her iki organa ulaşılır. Fistül hattı bulunduktan sonra, soluk borusu ve yemek borusu birbirinden dikkatlice ayrılır. Her iki organdaki delikler ayrı ayrı, doku yapısına uygun dikiş materyalleri ile onarılır. Ancak ameliyatın başarısını belirleyen asıl sihirli dokunuş bu aşamadan sonra gelir.
Eğer sadece delikler dikilip organlar yan yana bırakılırsa, dikiş hatları birbirine temas eder. İyileşme sürecindeki inflamasyon veya enfeksiyon nedeniyle bu dikişlerin açılması ve fistülün nüks etmesi riski çok yüksektir. Bu riski ortadan kaldırmak için “Flep İnterpozisyonu” adı verilen teknik uygulanır. Bu teknikte, vücudun o bölgesindeki sağlıklı, canlı ve kanlanması iyi olan bir doku parçası (genellikle boyun kasları veya göğüs zarı) hazırlanır.
Bu canlı doku yamasının işlevleri şunlardır:
- Dikiş hatlarını birbirinden ayırmak
- Sızdırmazlık sağlamak
- Bölgeye taze kan taşımak
- Enfeksiyon bariyeri oluşturmak
- Doku iyileşmesini hızlandırmak
Flep interpozisyonu, nüks riskini en aza indiren en etkili yöntemdir. Bu teknik sayesinde, en zorlu ve geniş fistüller bile başarıyla kapatılabilir. Cerrahi sırasında yemek borusunun bütünlüğü korunarak hastanın ileride normal yutma fonksiyonuna kavuşması hedeflenir.
Tekrarlayan Fistüllerde Neden Endoskopik Yöntemler Tercih Edilmez?
Bazen ilk cerrahi sonrasında veya kendiliğinden kapanması beklenen küçük fistüllerde nüks (tekrar etme) görülebilir. Tekrarlayan trakeoözofageal fistül (rTÖF), yönetimi en zor durumlardan biridir çünkü bölgede daha önceki işlemlere bağlı yapışıklıklar ve skar dokusu (yara izi) oluşmuştur.
Bu noktada hastalar ve bazen hekimler, daha az invaziv olduğu düşünülen endoskopik yöntemlere yönelebilirler. Endoskopik olarak fistül ağzına doku yapıştırıcıları (fibrin glue), klipsler veya yakıcı ajanlar uygulanması fikri cazip gelebilir. Ancak tıbbi literatür ve klinik tecrübeler, bu yöntemlerin başarı şansının oldukça düşük olduğunu göstermektedir.
Endoskopik yöntemlerin başarısızlık nedenleri şunlardır:
- Yetersiz doku desteği
- Yüksek basınçlı hava akımı
- Sürekli hareketli bölge olması
- Kronik enfeksiyon varlığı
- Doku iyileşmesinin bozukluğu
Özellikle Türkiye’deki klinik serilerde, tekrarlayan fistüllerde denenen endoskopik yapıştırma işlemlerinin neredeyse tamamının başarısızlıkla sonuçlandığı görülmüştür. Yapıştırıcılar geçici bir tıkaç görevi görse de alttaki doku iyileşmediği için öksürük veya yutkunma basıncıyla fistül tekrar açılmaktadır.
Bu nedenle nüks etmiş vakalarda bile doğru yaklaşım cerrahidir. Daha önce ameliyat edilmiş bir bölgeye girmek zor olsa da tecrübeli ellerde yapılan ikinci onarım ve mutlaka sağlam bir flep desteği ile kalıcı başarı sağlamak mümkündür. Tekrarlayan vakalarda cerrahi, hastanın hayatını kurtaran tek gerçekçi seçenektir.
Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci ve Komplikasyonlar Nelerdir?
Başarılı bir cerrahi onarım, iyileşme sürecinin sadece başlangıcıdır. Ameliyat sonrası dönemde hastanın yakından takibi, cerrahinin başarısını perçinleyen en önemli faktördür. Hasta genellikle yoğun bakım ünitesinde takip edilir ve solunum desteği kontrollü bir şekilde azaltılır.
Erken dönemde en çok çekinilen komplikasyon, dikiş hattından sızıntı olmasıdır (anastomoz kaçağı). Bunu kontrol etmek için genellikle ameliyattan birkaç gün sonra tekrar kontrastlı film çekilir veya endoskopik kontrol yapılır. Eğer sızıntı yoksa, hastaya yavaş yavaş su verilmeye başlanır. Su içimi sırasında öksürük olmaması, cerrahinin başarısının ilk klinik kanıtıdır.
Geç dönemde ise karşılaşılabilecek durumlar şunlardır:
- Yemek borusunda darlık
- Yutma güçlüğü
- Gastroözofageal reflü
- Ses kısıklığı
Darlık gelişmesi durumunda, tekrar ameliyata gerek kalmadan endoskopik balon genişletme işlemleri ile sorun çözülebilir. Reflü şikayetleri ise genellikle diyet düzenlemeleri ve ilaç tedavileri ile kontrol altına alınır.
Hastalar taburcu edildikten sonra da uzun süreli takipte kalmalıdır. Beslenme durumunun düzelmesi, kilonun geri kazanılması ve akciğer kapasitesinin artması aylar sürebilir. Ancak fistülün kalıcı olarak kapatılması, hastanın yaşam kalitesinde dramatik bir iyileşme sağlar. Sürekli öksürükle boğuşan, yemek yiyemeyen ve enfeksiyon riskiyle yaşayan bir hastanın, cerrahi sonrası rahatça nefes alıp sevdiği yemekleri yiyebilmesi, tüm bu zorlu tedavi sürecinin en büyük ödülüdür.
Trakeoözofageal fistül tedavisi, hasta, hasta yakınları ve sağlık ekibi için sabır gerektiren uzun bir yoldur. Ancak modern cerrahi teknikler, özellikle flep uygulamaları ve multidisipliner yaklaşımlar sayesinde, bu korkutucu tablo artık çaresiz değildir. Doğru zamanda, doğru merkezde ve doğru teknikle yapılan müdahaleler, hastaları eski sağlıklı günlerine kavuşturmak için en güçlü anahtardır. Unutulmamalıdır ki her vaka kendine özgüdür ve tedavi planı hastanın genel durumuna, fistülün nedenine ve anatomik özelliklerine göre kişiye özel olarak şekillendirilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
TEF, yemek borusu (özofagus) ile soluk borusu (trakea) arasında anormal bir bağlantıdır. Genellikle doğuştan görülür ve embriyonal gelişim sırasında bu iki yapının tam olarak ayrılmaması sonucu oluşur.
En yaygın form, özofagus atrezisi ile birlikte görülen TEF’tir. Bu durumda yemek borusu mideye kadar ulaşamaz ve soluk borusuna yanlış bir açıklıkla bağlanır.
Beslenme sırasında öksürük, morarma, aşırı salya, karında şişlik ve besinlerin geri gelmesi tipik belirtilerdir. Müdahale edilmezse ciddi solunum sorunları gelişebilir.
Burundan mideye uzatılan nazogastrik tüp mideye ulaşamazsa TEF’ten şüphe edilir. Tanı akciğer grafisi ve kontrastlı özofagografi ile doğrulanır.
Tanı konar konmaz genellikle ilk günlerde cerrahi uygulanır. Fistül kapatılır, varsa atrezili özofagus uçları birleştirilir. Başarılı cerrahi sonrası bebekler normal beslenme fonksiyonlarına kavuşabilir.
Anastomoz kaçağı, darlık (stenoz), gastroözofageal reflü ve solunum yolu enfeksiyonları en sık görülen komplikasyonlardır. Bu nedenle uzun dönem takip gereklidir.
Evet, nadiren travma, cerrahi komplikasyon, uzun süreli entübasyon veya maligniteye bağlı olarak edinsel TEF oluşabilir. Bu durumda da cerrahi tedavi gerekir.
Ameliyat öncesi genellikle ağızdan beslenme yapılmaz; damar içi veya gastrostomi ile beslenme sağlanır. Ameliyat sonrası aşamalı olarak ağızdan beslenmeye geçilir.
Reflü, yutma güçlüğü, solunum problemleri ve gelişme geriliği gibi uzun vadeli sorunlar görülebilir. Multidisipliner takip bu nedenle önem taşır.
Başarılı tedavi sonrası çocuklar genellikle normal bir yaşam sürdürebilir. Ancak reflü, solunum enfeksiyonları ve yutma problemlerine karşı dikkatli olunmalı, düzenli kontroller aksatılmamalıdır.

