Akciğer nodülleri, akciğer dokusu içinde yer alan küçük ve genellikle yuvarlak lezyonlardır. Çoğu zaman rastlantısal olarak tespit edilir ve genellikle iyi huyludur. Ancak bazı nodüller malignite riski taşıyabilir, bu nedenle detaylı inceleme gereklidir.

Akciğer nodülleri neden oluşur sorusu, hastaların sık yönelttiği bir konudur. Bu nodüller enfeksiyonlar, eski tüberküloz izleri, iltihaplı hastalıklar veya kanser gibi çeşitli nedenlere bağlı gelişebilir. Boyutları, kenar yapıları ve büyüme eğilimleri tanı sürecinde belirleyici olur.

Akciğer nodüllerinin teşhis süreci, düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT) ile başlar. Nodülün büyüklüğü, yoğunluğu ve şekli dikkatle analiz edilir. Gerekli durumlarda PET taraması veya biyopsi yapılabilir. Bu aşamalar, malignite riskini değerlendirmek için önemlidir.

Akciğer nodülleri nasıl takip edilir sorusu da önem taşır. Nodülün karakterine göre belli aralıklarla görüntüleme yapılır. Stabil kalan nodüller genellikle iyi huylu kabul edilirken, değişim gösterenlerde ileri tetkikler gerekebilir. Takip protokolleri, uluslararası kılavuzlara göre belirlenir.

Bilmeniz Gerekenler Bilgi
Tanım Akciğer nodülleri, akciğer dokusunda görülen küçük, yuvarlak veya oval şekilli anormal lezyonlardır. Genellikle 3 cm’den küçük çapta olurlar.
Boyut Sınıflaması <5 mm: Genellikle iyi huyludur.5-10 mm: Yakın takip gerekir.>10 mm: Malignite riski artar, ileri tetkik gerekir.
Görülme Sıklığı BT taramalarında %30’a kadar hastada görülebilir; çoğu iyi huyludur ve belirti vermez.
Nedenleri İyi huylu:- Eski enfeksiyonlar (tüberküloz, mantar)- Granülomlar- HamartomlarKötü huylu:- Akciğer kanseri- Metastazlar- Lenfoma
Belirtiler Çoğunlukla belirtisizdir. Nadiren:- Öksürük- Kan tükürme- Göğüs ağrısı- Nefes darlığı
Tanı Yöntemleri – Düşük doz Toraks BT- PET-CT (şüpheli nodüllerde)- Biyopsi (iğne aspirasyonu, bronkoskopi)- Eski filmlerle karşılaştırma
Risk Faktörleri – Sigara kullanımı- 40 yaş üstü olmak- Malignite öyküsü- Asbest, radon, silika gibi maddelere maruz kalma
İzlem Protokolleri Fleischner Rehberi’ne göre nodül boyutu ve risk faktörlerine bağlı izlem aralıkları belirlenir (3-24 ay arasında değişebilir).
Tedavi Seçenekleri – Takip (iyi huylu veya düşük riskli nodüller)- Cerrahi çıkarım (yüksek riskli ya da malign nodüller)- Radyofrekans ablasyon (bazı vakalarda)- Kemoterapi / radyoterapi (kötü huylu nodüllerde)
Ayırıcı Tanılar – Lenf nodları- Damar kesitleri- Yabancı cisimler- Enfeksiyöz lezyonlar
Prognoz İyi huylu nodüllerde tamamen iyileşme mümkündür. Erken teşhis edilen malign nodüllerde cerrahi ile kür şansı yüksektir.
Prof. Dr.
Alper Fındıkçıoğlu

1973 İstanbul doğumluyum. İlkokulu Erzincan İnönü İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Erzurum Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1992–1998 yılları arasında tamamladım. Ardından İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde 1998–2003 yılları arasında ihtisas yaptım. Aynı hastanede 1 yıl uzman olarak çalıştım.

2004–2005 yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vatani görevimi yerine getirdim. 2005 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2014’te doçent, 2022’de profesör oldum.

2024 yılında Acıbadem Hastanesi’nde çalışmaya başladım.

Hakkımda WhatsApp

Akciğer Nodülü İçin Hangi Durumlar ve Faktörler Risk Oluşturur?

Karşımıza çıkan bir nodülün masum bir iz mi yoksa potansiyel bir tehlike mi olduğunu ayırt etmek, bizim için bir dedektiflik süreci gibidir. Bu süreçte sadece filmlere bakmak yetmez; hastamızın hikayesi, yaşam tarzı ve maruz kaldığı çevresel etkenler, risk haritasını çıkarmamızda başrolü oynar. Bir nodülün kanserleşme ihtimalini hesaplarken, hastayı “Yüksek Riskli” gruba dahil etmemize neden olan bazı temel belirleyiciler vardır. Bizler bu faktörleri değerlendirerek, takip veya tedavi rotamızı çizeriz.

Hastanın tıbbi geçmişinde ve alışkanlıklarında dikkat ettiğimiz başlıca risk faktörleri şunlardır:

  • Aktif sigara kullanımı
  • Geçmişte sigara içmiş olmak
  • 65 yaş ve üzeri olmak
  • Ailede kanser öyküsü bulunması
  • Daha önce göğüs bölgesine radyoterapi almış olmak
  • Asbest maruziyeti
  • Radon gazı maruziyeti
  • Pasif sigara dumanına maruz kalmak
  • Kronik akciğer hastalıkları öyküsü

Bu maddelerden herhangi birinin varlığı, nodüle yaklaşımımızı daha temkinli hale getirir. Ancak sadece hastanın özellikleri değil nodülün karakteri de riski belirler. Örneğin nodülün kenarlarının düzensiz olması veya “buzlu cam” dediğimiz daha silik bir görüntüye sahip olması bizim için uyarıcıdır. Buna karşılık, nodülün içinde yağ dokusu veya patlamış mısır benzeri kireçlenmeler görüyorsak, derin bir nefes alabiliriz; çünkü bu bulgular genellikle hamartom dediğimiz iyi huylu yapıları işaret eder.

Küçük Nodülleri Neden Hemen Ameliyat Etmeyip Takip Ediyoruz?

Bir hastaya “Akciğerinizde bir nodül var ama şimdilik dokunmayacağız, sadece takip edeceğiz” dediğimizde, hastanın aklında oluşan ilk soru haklı olarak “Neden bekliyoruz?” oluyor. İnsan psikolojisi gereği, vücutta yabancı bir yapı olduğunu bilmek ve onunla yaşamak zordur. Ancak tıbbi yaklaşımımızda beklemenin çok geçerli ve bilimsel nedenleri vardır. Tomografi cihazlarının hassasiyeti arttıkça, 5 milimetrenin altındaki, hatta toplu iğne başı kadar küçük nodülleri bile görebiliyoruz. Bu kadar küçük yapıların büyük bir kısmı iyi huyludur ve gereksiz bir cerrahi, hastaya faydadan çok zarar verebilir.

Takip sürecindeki temel mantığımız, nodülün zamana karşı davranışını izlemektir. Kötü huylu oluşumlar genellikle belirli bir hızla büyüme veya şekil değiştirme eğilimindedir. İyi huylu nodüller ise yıllarca aynı boyutta ve formda kalırlar. Özellikle düşük riskli bir hastada 5 milimetre ve altındaki bir nodül için çoğu zaman takibe bile gerek duymayız. Ancak yüksek riskli grupta ve biraz daha büyük (6-8 mm) nodüllerde, genellikle 2 yıla yayılan bir takip protokolü uygularız.

Eğer iki yılın sonunda nodülde hiçbir değişiklik yoksa, artık onun iyi huylu olduğuna kanaat getirir ve takibi sonlandırırız. Bu süre zarfında nodülün karakterini çözmek, olası bir yavaş büyüyen kanser türü olsa bile tedavi başarımızı düşürmez; aksine doğru zamanda doğru müdahaleyi yapmamızı sağlar.

PET/BT Çekimi Tanı Koymada Ne Kadar Güvenilir Bir Yöntemdir?

Radyolojik olarak şüpheli bulduğumuz, belirli bir boyutun üzerindeki nodüllerde bir sonraki adımımız genellikle metabolik aktiviteyi ölçen PET/BT tetkikidir. Bu yöntem vücuda verilen radyoaktif işaretli şeker molekülünün dokular tarafından ne kadar kullanıldığını gösterir. Kanser hücreleri hızlı çoğaldıkları için normal hücrelere göre çok daha fazla enerjiye, yani şekere ihtiyaç duyarlar ve filmde parlak bir şekilde görünürler.

Bir nodülün normal dokudan 2.5 kat daha fazla aktivite göstermesi, bizim için alarm zilidir ve kötü huylu olma ihtimalini güçlendirir. Bu bilgi, bizi bekleme sürecinden çıkarıp doğrudan biyopsi veya cerrahi kararına yönlendirebilir. Ancak PET/BT mucizevi bir kesinlik sunmaz; yanılgı payları mevcuttur. Tıpta “yalancı negatiflik” dediğimiz durum özellikle 1 santimetreden küçük nodüllerde veya metabolizması yavaş olan bazı kanser türlerinde karşımıza çıkar. Yani nodül kanser olsa bile, yeterince şeker tüketmediği için PET filminde parlamayabilir.

Tersi durum da mümkündür; “yalancı pozitiflik”. Aktif enfeksiyonlar, tüberküloz (verem) veya bazı inflamatuar durumlar da PET filminde tıpkı kanser gibi yüksek tutulum gösterebilir. Bu nedenle PET sonucunu tek başına bir hüküm olarak değil yapbozun önemli bir parçası olarak değerlendiririz. Ayrıca PET/BT’nin en büyük katkılarından biri, hastalığın sadece akciğerdeki o nodülden ibaret olup olmadığını, vücudun başka bir yerine yayılıp yayılmadığını bize göstermesidir.

WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Tedaviler hakkında bilgi almak için yandaki butona tıklamanız yeterli. Profesyonel ekibimiz sizinle hemen iletişime geçecektir.

WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

İğne Biyopsisi mi Yoksa Cerrahi Tanı mı Daha Doğru Bir Seçenektir?

Tanı aşamasında en sık karşılaşılan ikilemlerden biri, nodülden dışarıdan bir iğne ile parça alıp almamaktır. Perkütan biyopsi dediğimiz bu işlem özellikle büyük kitlelerde oldukça işlevseldir. Ancak söz konusu olan küçük ve akciğerin derinliklerinde yer alan bir nodül ise durum değişir. İğne biyopsisi, akciğer zarını delerek yapıldığı için akciğerin sönmesi (pnömotoraks) riskini taşır. Daha da önemlisi, küçük nodülleri iğne ile tutturmak zordur ve alınan parça bazen tanı koymak için yetersiz kalabilir. Hasta hem risk almış hem de net bir cevap alamamış olur.

Bu tür durumlarda, özellikle nodül yüksek risk taşıyorsa ve cerrahi olarak ulaşılabilir bir yerdeyse, “cerrahi tanı” yöntemini tercih ederiz. Yani şüpheli nodülü, etrafındaki az miktarda sağlam dokuyla birlikte çıkarırız. Bu işleme “wedge rezeksiyon” denir.

Bu yöntemin avantajları şunlardır:

  • Kesin tanı sağlar
  • Yetersiz örnekleme riskini ortadan kaldırır
  • Tek seansta işlem biter
  • Nodül kanser değilse tedavi tamamlanmış olur
  • Nodül kanser ise aynı seansta asıl ameliyata geçilir

Ameliyathane ortamında, hasta uyurken yapılan bu işlem sırasında patologlar çıkarılan parçayı hemen inceler (frozen inceleme). Sonuç temiz gelirse ameliyat biter, kötü gelirse kanser cerrahisi prensiplerine uygun olarak daha geniş bir temizlik yapılır.

Başka Organ Kanserlerinin Akciğer Nodülü Olarak Görülmesi Mümkün müdür?

Akciğerler, vücudun kan dolaşımının tamamının geçtiği bir filtre gibidir. Bu nedenle meme, bağırsak, böbrek veya kemik gibi başka organlarda başlayan kanserler, kan yoluyla akciğerlere sıçrayabilir. Buna “akciğer metastazı” adını veriyoruz. Bir hastanın geçmişinde başka bir kanser öyküsü varsa, akciğerde görülen yeni bir nodülün metastaz olma ihtimali her zaman masadadır. Ancak günümüzde metastaz varlığı, her zaman yolun sonu anlamına gelmez.

Akciğerdeki metastazları cerrahi olarak temizlemek (metastazektomi), uygun hastalarda yaşam süresini uzatan ve hatta tam şifa şansı sunan bir tedavidir. Ancak her metastaz hastasını ameliyat edemeyiz. Başarılı bir sonuç elde etmek için hastanın belirli kriterleri karşılaması gerekir.

Cerrahi kararını verirken aradığımız şartlar şunlardır:

  • Ana tümörün kontrol altında olması
  • Akciğer dışında başka organda yayılım olmaması
  • Akciğerdeki tüm odakların tamamen temizlenebilir olması
  • Hastanın ameliyatı kaldıracak akciğer kapasitesinin olması

Bu ameliyatlarda temel felsefemiz, tümörü tamamen çıkarırken mümkün olduğunca çok sağlam akciğer dokusunu korumaktır. Çünkü bu hastaların ileride tekrar ameliyat olmaları gerekebilir ve her gram akciğer dokusu onlar için hayati önem taşır.

Ameliyat Öncesi Hangi Testler Yapılır ve Neden Önemlidir?

Bir nodülü çıkarmaya karar verdiğimizde, odaklandığımız tek şey o nodül değildir; hastanın ameliyattan sonraki hayat kalitesi bizim için en az cerrahinin başarısı kadar önemlidir. “Ameliyattan sonra rahat nefes alabilecek miyim? Merdiven çıkabilecek miyim?” soruları, hastalarımızın zihnini en çok meşgul eden konulardır. Bu nedenle cerrahi öncesinde hastanın “fonksiyonel rezervini” yani akciğer ve kalp kapasitesini çok detaylı bir şekilde ölçeriz.

Bu değerlendirme sürecinde başvurduğumuz testler şunlardır:

  • Solunum Fonksiyon Testleri
  • Akciğer Difüzyon Kapasitesi Ölçümü
  • Kardiyopulmoner Egzersiz Testleri
  • Elektrokardiyografi
  • Tam kan sayımı

Özellikle akciğerin büyük bir kısmının alınması gerekebilecek durumlarda (lobektomi gibi) veya hastanın zaten sınırlı bir nefes kapasitesi varsa, bu testlerin sonuçları hayati bir karar verme aracıdır. Eğer test sonuçları hastanın büyük bir ameliyatı kaldıramayacağını gösteriyorsa, cerrahi tekniğimizi değiştiririz. Daha az doku kaybına yol açan, sadece nodülü aldığımız yöntemleri (sublober rezeksiyonlar) tercih ederiz. Amacımız sadece kanseri temizlemek değil hastanın ameliyat masasından kalkıp normal hayatına nefes darlığı çekmeden devam edebilmesini sağlamaktır.

WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Tedaviler hakkında bilgi almak için yandaki butona tıklamanız yeterli. Profesyonel ekibimiz sizinle hemen iletişime geçecektir.

WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Kapalı Yöntemler (VATS/RATS) Hastaya Ne Gibi Konforlar Sağlar?

Göğüs cerrahisinde son yıllarda yaşanan en büyük değişim, minimal invaziv cerrahi yöntemlerinin standart hale gelmesidir. Eskiden göğüs kafesini açmak için büyük kesiler yapılır ve kaburgalar özel aletlerle ayrılırdı. Bu durum ameliyat sonrası ciddi ağrılara ve uzun iyileşme sürelerine neden olurdu. Günümüzde ise Video Yardımlı Göğüs Cerrahisi (VATS) ve Robotik Cerrahi (RATS) sayesinde bu tablo tamamen değişti.

Kapalı ameliyatların hastalara sunduğu başlıca avantajlar şunlardır:

  • Çok daha az ameliyat sonrası ağrı
  • Küçük kesiler sayesinde daha iyi kozmetik sonuçlar
  • Hastanede kalış süresinin kısalması
  • Günlük hayata ve işe daha hızlı dönüş
  • Bağışıklık sisteminin daha az etkilenmesi
  • Daha az kan kaybı

VATS yönteminde, göğüs duvarına açılan 1 ila 3 adet küçük delikten kamera ve cerrahi aletlerle girerek işlemi gerçekleştiriyoruz. Kaburgaları ayırmadığımız için kemik ve kas yapısı korunuyor. Robotik cerrahide ise cerrah bir konsol başında oturarak robot kollarını yönetiyor. Robotun kolları insan el bileğinden daha fazla hareket kabiliyetine sahip olduğu için, özellikle dar alanlarda büyük bir hassasiyet sağlıyor. Her iki yöntem de açık cerrahiye göre hastanın konforunu dramatik şekilde artırıyor. Artık nodül ameliyatlarının çok büyük bir kısmını bu modern yöntemlerle gerçekleştiriyoruz.

Çok Küçük ve Derindeki Nodülleri Ameliyat Sırasında Nasıl Buluyoruz?

Teknolojinin gelişmesiyle saptadığımız nodüller küçüldükçe, cerrahi sırasında onları bulmak da zorlaşmaya başladı. Özellikle “buzlu cam” niteliğindeki yumuşak nodülleri veya akciğerin derinliklerindeki küçük lezyonları, kapalı ameliyat sırasında aletlerle dokunarak hissetmek neredeyse imkansızdır. Bu durum cerrahlar için “samanlıkta iğne aramak” gibidir:

Bu sorunu çözmek için geleneksel yöntemlerde, ameliyat sabahı hastayı tomografi odasına indirir ve sırtından bir iğne ile nodülün yanına kancalı bir tel yerleştirirdik. Ancak bu yöntem hasta için ağrılı olabilir ve telin yerinden oynaması gibi riskler taşır. Günümüzde ise çok daha gelişmiş bir teknoloji olan “Elektromanyetik Navigasyon” sistemlerini kullanıyoruz.

Bu yeni yöntemin işleyişi şu şekildedir:

  • Hastanın BT verileriyle sanal bir akciğer haritası oluşturulur.
  • Hasta ameliyathanede uyutulur.
  • Ağızdan girilen özel bir kateter ile GPS benzeri bir sistemle yol alınır.
  • Sanal harita üzerinde nodülün tam yanına kadar gidilir.
  • Nodülün olduğu bölgeye özel bir boya işaretlemesi yapılır.

Bu işlemden hemen sonra cerrahiye başladığımızda, boyalı alanı görerek nokta atışı rezeksiyon yapabiliyoruz. Bu teknoloji (EMNTTNL), hem sağlıklı dokuyu gereksiz yere kesmemizi engelliyor hem de “bulamayız” korkusuyla ameliyat edemediğimiz en küçük nodülleri bile güvenle çıkarmamızı sağlıyor. Ayrıca tüm işlemlerin tek bir odada, hasta uyurken yapılması, hastanın stresini ve radyasyon maruziyetini ciddi oranda azaltıyor.

Ameliyat Sonrası Süreçte Hastaları Neler Bekliyor?

Ameliyatın başarılı geçmesi kadar, ameliyat sonrası iyileşme süreci de önemlidir. Kapalı yöntemler kullansak bile, doku iyileşmesi sırasında bir miktar ağrı olması beklenir. Ancak modern ağrı kesimi protokolleri (multimodal analjezi) sayesinde bu süreci oldukça konforlu hale getiriyoruz. Ağrının kontrol altında olması, hastanın derin nefes alabilmesi ve öksürebilmesi için kritiktir; çünkü akciğerlerin hemen açılması, zatürre gibi komplikasyonları önlemenin en etkili yoludur.

Cerrahi sonrası en sık karşılaştığımız durumlardan biri “hava kaçağı”dır. Akciğer dokusu kesilip dikildiği veya zımbalandığı için, dikiş hattından bir süre hava sızması normaldir. Genellikle bu durum birkaç gün içinde kendiliğinden düzelir. Bu süre zarfında göğüs boşluğunda biriken havayı tahliye etmek için bir dren (hortum) kullanılır.

Hava kaçağı uzarsa hastayı günlerce hastanede tutmak yerine kullandığımız pratik çözümler şunlardır:

  • Heimlich valfi kullanımı
  • Taşınabilir dijital drenaj sistemleri
  • Ayaktan takip protokolleri

Heimlich valfi, tek yönlü çalışan küçük bir mekanizmadır; havanın dışarı çıkmasına izin verir ama içeri girmesini engeller. Bu sayede hastayı, üzerinde büyük şişeler olmadan, bu küçük valf sistemiyle taburcu edebiliriz. Hasta evinde, kendi ortamında iyileşmeye devam eder. Çok nadiren, kapanmayan inatçı kaçaklar için ek müdahaleler gerekebilir ama çoğu vaka sabır ve zamanla kendiliğinden iyileşir.

Akciğer Nodülü Yönetiminde Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?

Tıp dünyası yerinde saymıyor ve akciğer nodüllerinin yönetimi, teknolojinin en hızlı entegre olduğu alanlardan biri. Gelecekte, belki de cerrahiye gerek kalmadan, sadece nefesteki molekülleri analiz ederek veya kandaki tümör DNA’larını inceleyerek nodülün iyi mi kötü mü olduğunu kesin olarak söyleyebileceğiz. Yapay zeka destekli görüntüleme sistemleri, insan gözünün kaçırabileceği detayları yakalayarak tanısal kesinliği artıracak.

Ancak teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, değişmeyen tek bir gerçek var: Erken teşhis hayat kurtarır. Akciğer nodülü ihmale gelmez. Doğru risk analizi, düzenli takip ve gerektiğinde zamanında yapılan minimal invaziv bir müdahale, sağlıklı bir ömür sürmenizin anahtarıdır. Bu nedenle doktorunuzun önerdiği takip planına sadık kalmak, kendi sağlığınız için yapabileceğiniz en değerli yatırımdır. Unutmayın akciğer nodülleri korkulacak bir düşman değil doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir.

Sıkça Sorulan Sorular

Akciğer nodülleri genellikle eski enfeksiyonlar, iltihaplanmalar veya iyi huylu tümörler sonucu oluşur. Tüberküloz, mantar enfeksiyonları ve romatizmal hastalıklar en sık ilişkili durumlardandır.

Evet, sigara içenlerde akciğer nodülü görülme riski belirgin şekilde artar. Çünkü tütün dumanı, akciğer dokusunda hücresel değişimlere ve inflamasyona yol açarak nodül oluşumuna zemin hazırlar.

Gebelikte saptanan akciğer nodülleri genellikle iyi huyludur ve çoğu zaman tesadüfen fark edilir. Ancak takip ve değerlendirme, annenin sağlığı açısından dikkatle yapılmalıdır.

Çapı 8 mm’den büyük, düzensiz kenarlı ve büyüme gösteren nodüllerin kansere dönüşme riski daha yüksektir. Ancak çoğu nodül iyi huyludur ve sadece izlem gerektirir.

Bilgisayarlı tomografi (BT) nodülün boyutunu, şeklini ve değişimini değerlendirmede en hassas yöntemdir. PET-BT, şüpheli nodüllerde metabolik aktiviteyi incelemek için kullanılır.

Nodül büyüyor, 1 cm’den büyükse veya PET-BT’de aktif görünüyorsa biyopsi önerilir. Böylece kötü huylu olup olmadığı kesinleştirilir ve uygun tedavi planlanabilir.

Enfeksiyonlara bağlı oluşan akciğer nodülleri zamanla küçülebilir veya tamamen kaybolabilir. Ancak bazıları kalıcı olabilir ve uzun süre izlenmeleri gerekir.

Nodül malign şüphesi taşıyorsa veya biyopsi sonucu kanserse cerrahi müdahale gerekebilir. İyi huylu nodüller için genellikle sadece düzenli izlem yeterlidir.

Sigaranın bırakılması, düzenli doktor kontrolleri ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları nodüllerin kötüleşmesini önlemede önemli rol oynar. Ayrıca hava kirliliğinden korunmak da önerilir.

Evet, nodülün kanser olma endişesi kişilerde stres ve kaygıya neden olabilir. Bu durumda psikolojik destek alınması, sürecin daha sağlıklı yönetilmesine yardımcı olur.