Yemek borusu (özofagus) kanseri ameliyatı, kanserli yemek borusu segmentinin çıkarılması ve sindirim yolunun yeniden yapılandırılmasını içeren kompleks bir cerrahi müdahaledir. Erken evrelerde küratif amaçla uygulanır ve genellikle özofajektomi adı verilen işlemle gerçekleştirilir.
Cerrahiye uygunluk ve ameliyat öncesi değerlendirme, hastalığın evresi, hastanın genel durumu, solunum ve kardiyak fonksiyonlarına göre yapılır. Endoskopi, PET-BT ve EUS gibi yöntemlerle tümörün yayılımı değerlendirilir. Bazı olgularda ameliyat öncesi neoadjuvan tedavi planlanır.
Ameliyat teknikleri ve uygulama yöntemleri, tümörün yerine göre transtorasik, transhiatal veya minimal invaziv cerrahi olarak değişkenlik gösterir. Mide, kolon veya ince bağırsak segmenti, yeni yemek borusu olarak kullanılabilir. Cerrahinin başarısı deneyimli ekip gerektirir.
Ameliyat sonrası bakım ve olası komplikasyonlar, yoğun bakım süreci, beslenme düzenlemeleri ve enfeksiyon risklerinin yönetimini içerir. Anastomoz kaçağı, solunum komplikasyonları ve geç dönem yutma güçlüğü gibi sorunlar görülebilir. Uzun dönem izlem ve rehabilitasyon önemlidir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Özofagus (yemek borusu) kanseri ameliyatı, kanserli yemek borusu segmentinin cerrahi olarak çıkarılması ve sindirim kanalının yeniden oluşturulması işlemidir. Bu cerrahiye özofajektomi adı verilir. |
| Amacı | Tümörün tamamen çıkarılması, yutma fonksiyonunun yeniden sağlanması ve hastalığın kontrol altına alınmasıdır. Bazı hastalarda küratif (tam tedavi) amaçlı yapılır. |
| Cerrahi Endikasyon | Tümörün cerrahi olarak çıkarılabilir olması, uzak metastaz bulunmaması, hastanın genel durumunun ameliyatı kaldırabilecek düzeyde olması. Genellikle evre I–III hastalarda uygulanır. |
| Cerrahi Yöntemler | Transtorakal özofajektomi (Ivor Lewis): Karın ve göğüs yoluyla yapılan ameliyat. Transhiatal özofajektomi: Karın ve boyun kesisiyle. Üç alanlı özofajektomi: Karın, göğüs ve boyun açılır. Minimal invaziv cerrahi: Laparoskopik veya torakoskopik tekniklerle. |
| Rekonstrüksiyon Yöntemleri | En sık mide kullanılarak yeni bir yemek borusu yapılır (gastrik tüp). Alternatif olarak ince bağırsak veya kolon kullanılabilir. |
| Hazırlık Süreci | Endoskopi ve biyopsi ile tanı, BT ve PET-CT ile evreleme, solunum ve kardiyak değerlendirme, beslenme desteği, diyetisyen ve anestezi görüşü. |
| Neoadjuvan Tedavi | Cerrahiden önce radyoterapi ve/veya kemoterapi uygulanarak tümör boyutu küçültülüp cerrahi başarısı artırılabilir. |
| Ameliyat Süresi | Ortalama 5–8 saat sürebilir. Yönteme ve tümörün yaygınlığına bağlı olarak değişir. |
| Hastanede Kalış | Ortalama 10–14 gün. Ameliyat sonrası yoğun bakım gereksinimi olabilir. |
| Ameliyat Sonrası Bakım | Beslenmeye geçiş yavaş ve kontrollüdür. İlk günlerde damar yoluyla, ardından nazogastrik veya jejunostomi tüpüyle beslenme başlanır. Ağızdan beslenmeye 7–10 gün sonra geçilir. |
| Komplikasyonlar | Anastomoz kaçağı, enfeksiyon, solunum yetmezliği, ses kısıklığı (rekürren sinir hasarı), akciğer komplikasyonları, pıhtı oluşumu, yutma güçlüğü, kilo kaybı. |
| Ameliyat Sonrası Tedavi | Patolojiye göre adjuvan kemoterapi ve/veya radyoterapi gerekebilir. Multidisipliner onkoloji ekibi tarafından planlanır. |
| Takip ve Kontrol | Düzenli görüntüleme, endoskopik kontroller, nüks ve metastaz taraması, beslenme durumu izlenimi, yutma fonksiyonunun takibi. |
| Yaşam Tarzı Değişiklikleri | Yavaş ve sık beslenme, yatarken başın yükseltilmesi, kilo takibi, reflü önleyici önlemler, sigara ve alkol kullanımından kaçınma. |
| Prognoz | Evreye, cerrahinin başarısına, tümörün histolojik tipine (adenokarsinom veya yassı hücreli karsinom) ve adjuvan tedaviye bağlı olarak değişir. Erken evrede cerrahi sonrası sağkalım oranı yüksektir. |
Alper Fındıkçıoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. İlkokulu Erzincan İnönü İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Erzurum Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1992–1998 yılları arasında tamamladım. Ardından İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde 1998–2003 yılları arasında ihtisas yaptım. Aynı hastanede 1 yıl uzman olarak çalıştım.
2004–2005 yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vatani görevimi yerine getirdim. 2005 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2014’te doçent, 2022’de profesör oldum.
2024 yılında Acıbadem Hastanesi’nde çalışmaya başladım.
Hakkımda WhatsAppYemek borusu kanseri belirtileri nelerdir?
Hastalık ne yazık ki erken evrelerde oldukça sinsi ilerler. Yemek borusu esnek bir yapıya sahip olduğu için, tümör büyüyüp borunun çapını ciddi oranda daraltana kadar hasta pek bir şey hissetmeyebilir. Genellikle hastalarımız bize “Lokmalar boğazıma takılıyor” şikayetiyle gelirler. Başlangıçta katı gıdalarda yaşanan bu takılma hissi, zamanla sıvılara karşı da gelişebilir.
Vücudunuzun verdiği sinyalleri iyi okumak erken tanı için hayati önem taşır. Bu hastalığın en sık görülen belirtilerini maddeler halinde sıralayabiliriz:
- Katı gıdaları yutarken takılma hissi
- İstemsiz ve hızlı kilo kaybı
- Göğüs kemiği arkasında yanma veya ağrı
- Sırta vuran inatçı ağrılar
- Geçmeyen ses kısıklığı
- Yediklerin ağza geri gelmesi
- İnatçı öksürük nöbetleri
- Kansızlık ve halsizlik
Bu belirtilerden birkaçı sizde varsa, hemen paniğe kapılmayın ancak mutlaka bir uzmana görünün. Özellikle yutma güçlüğü, asla ihmal edilmemesi gereken bir alarm işaretidir.
Yemek borusu kanseri tanısı nasıl konulur?
Hastamız bize başvurduğunda ilk yaptığımız işlem genellikle endoskopidir. Ucunda ışıklı bir kamera olan ince bir hortumla ağızdan girilerek yemek borusunun içi detaylıca incelenir. Bu işlem sırasında şüpheli görülen alanlardan küçük parçalar, yani biyopsi alınır. Patoloji laboratuvarından gelen sonuç kanseri doğruladığında, bizim için ikinci aşama başlar: Evreleme.
Sadece “kanser var” demek tedavi planı için yeterli değildir. “Düşmanın nerede olduğunu, ne kadar büyüdüğünü ve başka yerlere sıçrayıp sıçramadığını” bilmek zorundayız. Bunun için ileri görüntüleme yöntemlerini kullanırız.
Tanı sürecinde kullandığımız temel yöntemler şunlardır:
- Endoskopi
- Biyopsi
- Bilgisayarlı Tomografi
- PET-CT taraması
- Endoskopik Ultrasonografi
Bazen hastalarımıza baryumlu grafikler de çektiririz. Bu testte hasta kireçli suya benzeyen baryumlu bir sıvı içer ve röntgen çekilir. Bu sıvı yemek borusunun iç yüzeyini boyar ve darlıkların yerini, uzunluğunu bize bir harita gibi gösterir. Tüm bu tetkiklerin amacı, tümörün “çıkarılabilir” olup olmadığına karar vermektir. Eğer tümör aort damarı veya omurga gibi hayati yapılara yapışmışsa veya uzak organlara yayılmışsa, doğrudan ameliyat yerine başka tedaviler gündeme gelir.
Yemek borusu kanseri ameliyatı öncesi hazırlık süreci nasıldır?
Ameliyat kararı verdiğimizde, hastalarımızı yoğun bir hazırlık dönemi bekler. Bu ameliyat, vücudun en büyük cerrahi işlemlerinden biridir ve vücudun buna hazır olması gerekir. Sigara içen hastalarımızın sigarayı derhal bırakması şarttır. Akciğer kapasitesini artırmak için solunum egzersizlerine başlanır. Beslenme durumu bozuk olan çok kilo vermiş hastalarımızı ameliyata daha güçlü sokmak için özel mama takviyeleri ile destekleriz.
Ayrıca günümüzde “neoadjuvan tedavi” dediğimiz bir yaklaşımı sıkça uyguluyoruz. Eğer tümör belirli bir boyutu aşmışsa veya çevresindeki lenf bezlerinde şüpheli büyümeler varsa, ameliyattan önce kemoterapi ve radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanır.
Bu ön tedavinin amaçları şunlardır:
- Tümörü küçültmek
- Cerrahi sınırları temiz hale getirmek
- Mikroskobik yayılımları yok etmek
- Nüks riskini azaltmak
- Sağkalım süresini uzatmak
Bu tedavi bittikten yaklaşık 6 ila 8 hafta sonra, vücut toparlandığında asıl cerrahi işlem gerçekleştirilir. Bu bekleme süresi, radyoterapinin dokulardaki etkisinin oturması ve hastanın güç toplaması için gereklidir.
Açık ve kapalı yemek borusu kanseri ameliyatı arasındaki farklar nelerdir?
Geçmiş yıllarda bu ameliyatlar göğüs kafesinde ve karında yapılan çok büyük kesilerle gerçekleştirilirdi. Bu durum ameliyat sonrası ciddi ağrılara ve iyileşme sürecinin uzamasına neden olurdu. Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte artık “Minimal İnvaziv Özofajektomi” yani kapalı yöntemler ön plana çıkmıştır.
Kapalı ameliyatlarda büyük kesiler yerine, vücuda açılan küçük deliklerden kamera ve özel aletlerle giriyoruz. Cerrah, içerideki görüntüyü büyük bir ekrandan izleyerek ameliyatı gerçekleştiriyor. Bu yöntemin en büyük avantajı, hastanın göğüs kafesi bütünlüğünün bozulmamasıdır.
Minimal invaziv cerrahinin sağladığı avantajlar şunlardır:
- Daha az ameliyat sonrası ağrı
- Daha küçük yara izleri
- Daha az kan kaybı
- Erken hareket edebilme imkanı
- Daha az akciğer komplikasyonu
- Kısa hastanede kalış süresi
- Günlük yaşama hızlı dönüş
Bizim klinik gözlemlerimiz ve literatür verileri, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarda onkolojik temizliğin (yani kanserli dokunun tamamen temizlenmesinin) en az açık cerrahi kadar başarılı olduğunu, buna karşılık hasta konforunun çok daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Ivor Lewis tekniği yemek borusu kanseri ameliyatında ne zaman tercih edilir?
Yemek borusu kanseri ameliyatlarında duyacağınız teknik terimlerden biri “Ivor Lewis”tir. Bu isim gözünüzü korkutmasın; aslında ameliyatın hangi yoldan yapılacağını tarif eden bir stratejidir. Bu teknik, genellikle tümör yemek borusunun alt kısmında veya mideyle birleştiği noktada yerleşmişse tercih ettiğimiz standart yaklaşımdır.
Ivor Lewis ameliyatı iki aşamadan oluşur. Birinci aşamada karın bölgesinden (genellikle laparoskopik yani kapalı olarak) girilir. Mide çevre dokulardan serbestleştirilir ve bir tüp haline getirilir. İkinci aşamada ise göğüs boşluğundan (sağ taraftan) girilerek yemek borusunun hastalıklı kısmı çıkarılır. Hazırlanan mide tüpü göğüs içine çekilir ve kalan yemek borusu ile burada birleştirilir.
Bu yöntemin en önemli özelliği, boyun bölgesinde bir kesi yapılmamasıdır. Birleştirme işlemi (anastomoz) göğüs içinde, kalbin arkasındaki boşlukta yapılır. Bu teknik, ses tellerini yöneten sinirlere hasar verme riskini azalttığı için de cerrahlar tarafından sıkça tercih edilir.
McKeown tekniği yemek borusu kanseri cerrahisinde hangi durumlarda uygulanır?
Eğer tümör yemek borusunun daha üst kısımlarında, yani boyna yakın veya orta hatta yerleşmişse, stratejimizi değiştiririz. Bu durumda “McKeown” veya “Üçlü Kesi” dediğimiz teknik devreye girer. Adından da anlaşılacağı gibi bu ameliyat üç bölgeyi ilgilendirir: Karın, göğüs ve boyun.
Bu teknikte amaç yemek borusunun neredeyse tamamını çıkarmak ve boyun bölgesindeki lenf bezlerini de temizlemektir. Çünkü üst bölgedeki tümörlerin boyun lenflerine sıçrama ihtimali daha yüksektir.
McKeown tekniğinin aşamaları şunlardır:
- Göğüs aşaması
- Karın aşaması
- Boyun aşaması
Önce göğüs boşluğundan yemek borusu serbestleştirilir. Sonra karın bölgesinden mide tüpü hazırlanır. Son olarak boyundan yapılan bir kesi ile yemek borusu çıkarılır ve mide tüpü boyna kadar çekilerek burada birleştirilir. Bu yöntem cerraha çok geniş bir temizlik alanı sağlar. Onkolojik açıdan daha güvenli sınırlar elde etmemize olanak tanır.
Ameliyat sırasında yemek borusu yerine ne kullanılır?
Hastalarımızın en çok merak ettiği ve hayal etmekte zorlandığı konu budur: “Yemek borumu alırsanız ben nasıl yemek yiyeceğim?” Vücudumuz bu konuda bize harika bir yedek parça sunar: Kendi mideniz.
Ameliyatın karın aşamasında, midenizi özel zımbalama aletleri (stapler) kullanarak kesip biçimlendiririz. Midenin büyük bir kısmını koruyarak, onu dar ve uzun bir tüp haline getiririz. Bu yeni oluşturulan “gastrik tüp”, şekil olarak yemek borusuna çok benzer. Midenin kanlanmasını sağlayan damarları korumak bu işin en hassas noktasıdır, çünkü bu tüpün yaşaması o damarlara bağlıdır.
Hazırlanan bu mide tüpü, eski yemek borusunun yatağından yukarıya doğru taşınır ve yukarıda kalan sağlıklı yemek borusu ucuyla birleştirilir. Yani artık gıdalar ağızdan mide tüpüne, oradan da bağırsaklara geçer. Eğer hastanın midesi daha önce geçirdiği bir ameliyat veya hastalık nedeniyle kullanılamaz durumdaysa, nadiren de olsa kalın bağırsak veya ince bağırsak parçaları da yemek borusu yerine kullanılabilir.
Yemek borusu kanseri ameliyatı sonrası en sık görülen komplikasyonlar nelerdir?
Dürüst olmak gerekir ki yemek borusu cerrahisi insan vücuduna yapılan en büyük müdahalelerden biridir ve her büyük ameliyat gibi riskleri vardır. Biz cerrahlar her türlü önlemi alsak da doku iyileşmesi ve vücudun tepkisi kişiden kişiye değişebilir. Bu riskleri bilmek, erken müdahale için çok önemlidir.
Karşılaşabileceğimiz başlıca komplikasyonlar şunlardır:
- Anastomoz kaçağı
- Zatürre
- Atelektazi
- Kalp ritim bozuklukları
- Ses kısıklığı
- Yara yeri enfeksiyonu
- Mide boşalma güçlüğü
Bu listede en çok çekindiğimiz durum “anastomoz kaçağı”dır. Bu yemek borusu ile mide tüpünün birbirine dikildiği dikiş hattından sızıntı olması anlamına gelir. Eğer dikişler tam kaynamazsa, tükürük veya mide içeriği dışarı sızabilir.
Burada ilginç bir detay vardır: Boyun bölgesinde yapılan birleştirmelerde (McKeown) kaçak oranı biraz daha yüksektir çünkü mide en tepeye kadar çekildiği için kanlanma zorlaşabilir. Ancak boyun bölgesindeki bir kaçak genellikle hayati tehlike yaratmaz, basit pansumanlarla iyileşir. Göğüs içinde yapılan birleştirmelerde (Ivor Lewis) kaçak daha az görülür, ancak olursa sızıntı doğrudan göğüs boşluğuna, kalbin yanına akacağı için çok daha tehlikeli bir tablo yaratır. Bu yüzden ameliyat sonrası dönemde hastalarımızı çok yakından takip ederiz.
İyileşme sürecinde akciğerlerin önemi nedir?
Ameliyattan sonra hastalarımızı en çok zorlayan konu genellikle cerrahi bölge değil akciğerlerdir. Ameliyat sırasında lenf bezlerini temizleyebilmek için akciğerleri bir süre söndürmek zorunda kalırız. Ayrıca ameliyat sonrası ağrı nedeniyle hasta derin nefes almaktan kaçınabilir. Bu durum akciğerlerin küçük hava keseciklerinin kapanmasına (atelektazi) ve içerisinde balgam birikmesine yol açabilir. Eğer bu balgam atılamazsa zatürre gelişebilir.
Bu riski en aza indirmek için “erken mobilizasyon” kuralımız vardır. Hastalarımızı ameliyatın ertesi günü, hatta bazen aynı günün akşamı ayağa kaldırıp yürütürüz. Yürümek ve dik durmak, akciğerlerin açılması için en iyi ilaçtır. Ayrıca “triflow” adını verdiğimiz, içinde toplar olan nefes egzersiz cihazlarını kullanmak da iyileşme sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Minimal invaziv (kapalı) yöntemlerin en büyük faydasını burada görürüz. Göğüs kafesi kesilmediği için hasta daha az ağrı duyar, daha rahat öksürebilir ve nefes alabilir. Bu da akciğer komplikasyonu riskini belirgin şekilde düşürür.
İyi huylu yemek borusu tümörleri ameliyat gerektirir mi?
Yemek borusunda sadece kanser değil bazen iyi huylu tümörler de gelişebilir. Bunların en sık görüleni “Leiomyom” dediğimiz kas tabakasından kaynaklanan kitlelerdir. Bunlar genellikle tesadüfen saptanır ve kansere dönüşme riskleri oldukça düşüktür.
Eğer tümör küçükse ve hastada bir şikayet yaratmıyorsa, sadece takip etmek yeterlidir. Ancak tümör büyüyüp yutma güçlüğü yapıyorsa veya ağrıya neden oluyorsa cerrahi müdahale gerekir. İyi huylu tümörlerde kanser ameliyatı gibi yemek borusunu kesip çıkarmayız. Bunun yerine, “enükleasyon” dediğimiz bir yöntemle, yemek borusunun iç astarına zarar vermeden sadece tümörü kabuğundan sıyırıp çıkarırız. Bu işlem de günümüzde çoğunlukla torakoskopik yani kapalı yöntemle, göğüste iz bırakmadan yapılabilmektedir.
Yemek borusu kanseri ameliyatı sonrası beslenme nasıl olmalıdır?
Başarılı bir ameliyat ve iyileşme sürecinden sonra hastalarımızı bekleyen yeni bir hayat düzeni vardır. Mide artık eskisi gibi bir “depo” değil bir geçiş yoludur. Ayrıca mide kapakçığı alındığı için, mide asidinin boğaza kaçmasını engelleyen doğal mekanizma ortadan kalkmıştır. Bu yüzden beslenme alışkanlıklarının tamamen değişmesi gerekir.
Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gereken temel beslenme kuralları şunlardır:
- Az ve sık yemek
- Lokmaları çok iyi çiğnemek
- Yemek sırasında su içmemek
- Yemekten sonra hemen yatmamak
- Dik pozisyonda uyumak
- Gaz yapıcı gıdalardan kaçınmak
- Şekerli gıdaları sınırlı tüketmek
Özellikle “Dumping Sendromu” dediğimiz duruma dikkat edilmelidir. Mide tüpü gıdaları hızla bağırsağa boşalttığı için, çok şekerli veya karbonhidratlı gıdalar yenildiğinde ani halsizlik, çarpıntı ve terleme olabilir. Bu yüzden yavaş yemek ve şekeri azaltmak çok önemlidir. Zamanla vücut bu yeni anatomiye uyum sağlar ve hastalarımız sevdikleriyle aynı sofrayı paylaşmanın keyfine yeniden varırlar.
Yemek borusu kanseri cerrahisinde başarı şansı nedir?
Yemek borusu kanseri cerrahisi, tıbbın en zorlu ve disiplin gerektiren alanlarından biridir. Ancak günümüzde geldiğimiz nokta umut vericidir. Gelişmiş görüntüleme yöntemleri, kapalı cerrahi teknikler, yoğun bakım imkanları ve akıllı ilaçlar sayesinde artık bu hastalıkla çok daha güçlü mücadele ediyoruz.
Başarı şansı, hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre değişse de doğru zamanda yapılan doğru bir cerrahi ile tam şifa (kür) sağlamak mümkündür. Burada en kritik nokta, bu ameliyatların deneyimli merkezlerde ve özelleşmiş ekipler tarafından yapılmasıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Ameliyat genellikle evre 1 ve 2’de uygulanır, bazı 3. evre hastalarda da neoadjuvan tedavi sonrası düşünülebilir. Tümörün uzak organlara yayılmamış olması cerrahi için temel kriterdir.
İlk günlerde damardan veya mide tüpüyle beslenme uygulanır. Ağızdan beslenmeye yavaş geçilir; öncelikle sıvı, sonra püre kıvamında gıdalar verilir. Diyetisyen desteğiyle uzun süre özel diyet gerekir.
Evet, ameliyat sonrası yeme kapasitesi azalır ve sindirim değiştiği için hastalarda belirgin kilo kaybı olabilir. Bu nedenle yüksek kalorili ve protein destekli beslenme önerilir.
Yutma güçlüğü ilk haftalarda sık görülür ancak çoğu hasta zamanla adaptasyon geliştirir. Darlık veya kaçak gelişirse ek müdahale gerekebilir. Endoskopik balon genişletme sık kullanılan bir yöntemdir.
Transhiatal ve transtorasik özofajektomi en yaygın yöntemlerdir. Tümörün yerine göre mide, kalın bağırsak veya ince bağırsak ile yeni bir yemek borusu oluşturulabilir.
Beslenme düzeninin değişmesi, reflü, yutma zorluğu gibi faktörler yaşam kalitesini etkileyebilir. Ancak erken tanı ve başarılı cerrahi sonrası hastalar normal hayata uyum sağlayabilir.
Hastanede kalış süresi genellikle 10-14 gündür. Ancak komplikasyon gelişirse bu süre uzayabilir. Taburculuk öncesi hastanın ağızdan beslenmeye geçmesi ve enfeksiyon bulgusu olmaması gerekir.
Lenf nodu tutulumu varsa veya cerrahi sonrası tümör tam çıkarılamadıysa adjuvan kemoterapi ya da radyoterapi gerekebilir. Bu karar, patoloji raporu ve onkoloji değerlendirmesiyle belirlenir.
Cerrahi tekniklerin titizlikle uygulanması, dikiş hatlarının sağlamlığı ve hastanın iyi beslenmesi bu riskleri azaltır. İlk günlerde yakın takip ve gerekirse endoskopik müdahale yapılabilir.
Hastalar fiziksel zorlukların yanı sıra duygusal stres, kaygı ve depresyon yaşayabilir. Psikolojik danışmanlık ve hasta destek grupları, iyileşme sürecinde büyük destek sağlar.

